Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Rasa Haber Ajansının bildirdiğine göre İran’ın Meşhed kentinde Ziyaret Kültür Sarayında düzenlenen İslam dünyası oluşum aktivistlerine özgü İslam Dünyası İkinci Eğitim Panelinde konuşan Seyit Haşim El Hayderi, “İslam İnkılabı Rehberi geçtiğimiz yıllar boyunca ilke kezdir emperyalist ve müstekbir ele başların hedefinde sadece İran ve Şia’nın olmadığını belki İslam’ı yok etmeyi amaçladıklarını dile getirdiğini” söyledi.
El Haydari, devanla şöyle dedi: Bizim akidemize göre, bugün öz Muhammedi (s.a.a) İslam’ın asil çizgisi, Velayet-i Fakih çizgisinde ve rehberliğin şahsında kendini ortaya koymuştur.
İran İslam’ın Ümmü’l-Kurası ve bölgede direniş bayrağını koruyan temel direktir
Direnişin asil İslam’ın içinden yükseldiğini kaydeden Irak Hizbullah’ı lideri, “Irak’ta direniş çizgisinin bir parçasıdır; elbette Saddam’ın, Haccac’ın ya da Harun Reşid’in dönemindeki Irak’ı değil, Saddam’ın devrilmesinden sonraki Irak’ı, Velayet-i Fakih’le irtibatlı direnişi başlatarak Amerika’yı topraklarından çıkartan Irak’ı kastediyoruz. Eski Irak direniş çizgisine karşıydı ama şimdi bu çizgide yer almıştır.
İran’a karşı yürütülen sekiz yıllık savaşa değinen El Haydari, şunları belirtti: Irak, İmam Hasan’ın (a) hükümetinden 1400 yıl sonra kurulmuş olan yegane Şii ve İslami bir devletle savaştı. Bu nedenle, İranlı kardeşlerime seslenerek İran İslam Cumhuriyetinin ve Velayet-i Fakih’in kadrini bilmelerini belirtmek istiyorum. 124 peygamber arasından sadece üç kişi devlet sahibi oldu (Hz. Yusuf, Hz. Süleyman ve Resul-i Ekrem (s.a.a)). İmam Ali’nin (a) hükümeti bu silsilenin dördüncü halkasıydı ki Sakife hadisesinin üzerinden 24 yıl geçtikten sonra gerçekleşmişti.
El Haydari, şöyle devam etti: Beşinci hükümet olarak İmam Hasan’ın (a) hakimiyet dönemi 6 aydan fazla uzun sürmedi. Çağımızın tek İslam devleti ise 22 Bahman/Şubat 1357 yılında kurulan İran İslam İnkılabıdır. Maalesef Irak, yeni kurulan bu devletle savaşa girdi ama yeni Irak’ta halk son nefesine kadar direniş ve Velayet-i Fakih’in çizgisinde direnmeye hazırdır.
İran, Irak, Yemen, Suriye başta olmak üzere İslami havzaları birbirinden ayrıştırmanın Müslümanlar arasında kabul edilmeyen şeylerden biri olarak değerlendiren Irak Hizbullah’ı lideri, şöyle dedi: İslam ülkeleri arasında ortak noktalar oldukça fazladır ve buna karşın aralarındaki ihtilaflı noktalar yok denecek kadar azdır; kültür, din, coğrafya, ortak düşman bu ortak noktalardan bazılarıdır. Dördüncü bir diğer ortak nokta, aynı kaderi paylaşıyor olmalarıdır. Diğer bir deyişle, eğer Müslüman milletlerden biri tehlikeye düşerse diğer Müslüman milletlerde ondan zarar görür. Örneğin Irak tehlikeye düşüp Amerikalılar bu ülkeye dönerse İran İslam Cumhuriyeti de bundan zarar görür.
İran İslam Cumhuriyetinin bölgede İslam’ın Ümmü’l-Kurası ve direniş bayrağını koruyan temel direk olduğunun Müslümanlar tarafından unutulmaması gerektiğini diyen Haşim El Haydari, “Direniş cephesindeki mücahitler, önce İran İslam Cumhuriyeti nizamını ve sonra kendi ülkelerinin topraklarını korumaları gerektiğini göz önünde tutmalıdırlar” açıklamasında bulundu.
İslam İnkılabının zaferinden sonra, ABD’nin bölgedeki emperyalist planlarının saldırı halinden defansif haline geçtiğini belirten El Haydari, şöyle söyledi: Şüphesiz bu gün Amerika ve sultanın ele başlarının planları mümkün olan en zayıf halde bulunuyor; fakat bu durum, Müslümanların kendilerini güvende hissedip sevinmelerine ve sessiz kalıp tepkisiz kalmalarına neden olmamalı, çünkü, İslam İnkılabı Rehberinin de dediği gibi düşman bir an gaflet etmemiz için teyakkuzda bekliyor ve bu gün Amerika ve isitkbarın el başları, İŞİD örneğinde olduğu gibi bütün imkanlarını harekete geçirmiş durumdalar.
Irak Hizbullah’ı lideri, şöyle devam etti: Peygamber (s.a.a) İslam hakimiyetini Medine’de sağlayarak oraya yerleştiğinde kendisine karşı 80’den fazla savaş açılmıştı. Yahudilerin ve Kureyş’in düşmanlığı, Müslümanların doğru bir istikamette hareket ettiğini gösteriyordu. Bu günde Amerika, İsrail ve İŞİD’in İran düşmanlığı, şimdiye kadar İran İslam Cumhuriyetinin doğru bir mesirde hareket ettiğinin delilidir ve izlediği İslami çizgisi güçlendikçe, derinleştikçe düşmanda saldırıları bir o kadar derinleştirerek karşılık vermektedir.
Bu gün düşmanın İslam ülkelerine karşı ekonomik, kültürel, siyasal olmak üzere çok yönlü bir savaş yürüttüğünü diyen El Haydari, “Rehberliğin de özellikle vurguladığı basiretin oldukça önem arz eden konularından biri, düşmanı tanımak olduğunu” vurguladı.
ABD’nin bölgede sergilediği ikili davranışına değinen El Haydari, “Amerika bir taraftan bölgede demokrasinin tesis edilmesini istediğini iddia ederken, Suudi Arabistan’da bir kadının araç sürmesine bile izin verilmiyor. Amerika’nın sergilediği diğer bir çifte standart, başka ülkelerin içişlerine bizzat kendisi müdahale ettiği halde ve hatta Katar, Türkiye ve Arabistan’daki müttefiklerine müdahale etme iznini vermesine rağmen Müslümanların hiçbir ülkenin içişlerine karışma haklarının olmadığını açıklamasıdır” şeklinde konuştu.
İŞİD’in amacı, İslam’ın çehresini yıpratmaktır
Irak Hizbullah’ı lideri, konuşmasının devamında “Çoğu Şii liderlerin bölge ülkelerinin içişlerine müdahil olmamayı kabullenerek İslam Peygamberinin (s.a.a) “Müslümanların işlerine önem vermeyen kimse, Müslüman değildir” şeklindeki buyruğunu unuttuklarını ancak İslam İnkılabı Rehberi çok açık ve büyük bir cesaretle ‘diğer ülkelerin Müslümanlarını, içişlerimize karışmayın deseler bile terk etmeyeceklerini’ açıkladığını” hatırlattı.
İŞİD’in Amerika, Arabistan ve Siyonizm tarafından kurulan bir hareket olduğunun altını çizen El Hayderi, şöyle konuştu: İŞİD’in kuruluş amacı, katletmek, baş kesmek ve haramları çiğnemek değildir; bu hareketin kuruluş amacı, İslam’ın çehresini tahrip etmektir, Allah adına insanların başını kesiyorlar ve mürtekip oldukları cinayetleri sanal ortamda İslam dini adına yayınlamaktalar; bu gün Avrupa ve Amerika ülkelerinde İŞİD, İslam’ın hakiki çehresi olarak algılanmaktadır.
İslam İnkılabı Rehberinin bu doğrultuda ve islamofobiye karşı, Avrupa ve Amerika gençlerine oldukça öneli o tarihi mektubunu yazdığını belirten El Hayderi, “Hizbullahi ve devrimci kimseler olarak önümüzde duran görev, söz konusu mektubu titizlikle inceleyip istifade etmektir. Bu nedenle, yeniden ele alınarak üzerinde daha çok düşünülmelidir” dedi.